henüz toy bir çağın mübalağasıydı adım, kırkı geçmişlerin. alnı kırışmışların yanında kırışan sayfalar sayısı toplamı yaşıma denk düşmez iken, vaktinde okey masalarında yancı bile olamayışımı da eklersek içtiğim oraletlere attığım şekerlere düşerdi boyum. üzgünüm, bir çalgının vurgusunda kayan parmaklarımın küçüklüğünde. bazı notalara yetişemeyen şarkıların eskik ölçülerinde buluştu varlığım. oysa sevdiğim, dilimden düşmeyen bir ezgisiydi nakarattaki adın. üzgünüm, toprakları kazdığımız Fatih ile doktorculuğu oynayamadığımızdan. aramakla geçen yılların biriktirdiği tozlardan örtündü üstümüz. yıllanmış bilyeleri çıkartığımız keser, doğum günlerinin hatrı sayılır bıçakları ve üflemekten yorulan dudaklarım. üzgünüm, kelimelerin kiyafet olma durumuna, ifadeyi bir yabancılıkla geçmişe yad etme hallerindeki yorgunluğa ve bir kaç yaratıcı kıvamına süzülmüş el ayalarımdan. affı sıfatı yok bazı durum hal eklerinin ki, ben akşam ezanından sonra karıştım tiner kokularına. dört odalı bir dökü...
Yorumlar
Yorum Gönder